Cenneti cehennem ateşi yakar mı?
Siz hiç cennet gördünüz mü? Yediğinizin neredeyse tekrar ete kemiğe bürünüp önünüze konduğu, şarabın sonsuz ve tatlı olduğu bir cennet. Her yemekten önce kurulan uzun sofralarda insanların şarkılar söyleyip eğlendikleri, roman tınılarıyla, Balkan çılgınlığının buluştuğu bir cennet gördünüz mü hiç?
Üstelik öyle bir cennet ki günahkarların bile sofralara oturabildiği, şarkılara eşlik edebildiği ve haramla, helalin birbiriyle yarışmak yerine birbirine uymayı tercih ettiği bir cennet. “Underground” bir cennet. Hem de bu dünya üzerinde, ölmenize gerek kalmadan görebileceğiniz, tanrıyı bile kıskandırabilecek kadar güzel bir cennet. Kızlarının saçlarında esintinin Vardar nehri dalgaları gibi olduğu, erkeklerin göz renginin Bal köpüğü, insan yüreğinin ve yıldızın Kan kırmızısı olduğu bir toprak. Orada her şey Bal kadar tatlı ama Kan kadar acı oldu hep.
Dedim ya tanrı bile kıskandı insanların yarattığı cenneti, savaşlar, acılar ve ölüm kelebekleri gönderdi oralara. 40 yıl cenneti yaşayanlar mutlaka diyet ödemek zorunda kaldılar, dört yıl savaştılar. Yani her 40 yıla dört yıl harcadılar. Diyet, sadece kol değildi, canı diyet olarak ödediler. Belki o yüzden Rumeli sevdası dediler sevdanın en işkillisine. Ölüm kelebeklerini takip etmeyen bir nesil olmadı orada hiç. O yüzden ne toplu kıyımların acıları unutuldu ne kinler. Ama kin akıtılıp yüreklere her Eurovission’da 12 puanlar verildi. Cennet insanları kinlerini kalplerine gömüp sofraları hatırladı. Tanrının cehennem ateşi bile tam yakamadı, kavuramadı Slavya’nın güzel saçlarını, yada Kemal’in Bal Köpüğü göz rengini.
Slavya ile Kemal’in birbirine aşık olduğu topraklarda gerçek aşka davet bu. Yaşamadığınız ve yaşayamayacağınız kadar büyük bir aşka. Kral Alexandar’ın Makedonyası’yla, Büyük İskender’in dönüşümüne, batıda başlayan aşkın Babil’de buluşmasına. Bak tarihte bile büyük aşkların diyetini ödeyen topraklara davet bu. İskender’in yada Alexandar’ın Babilli sevgilisi, eşiyle yaşadığı büyük aşkın .bugün yok edilen kaynağı.. Kendini tanrı zanneden, şeytanın ebabil kuşu diye yutturduğu uçan ölüm makineleriyle yakmaya, cehennem ateşi göndermeye çalıştığı cennetin doğduğu kaynağa davettir bu.
Şimdi hala taşı olmayan insan mezarlarının üstünde ölüm kelebekleri var. Hala kelebekleri takip ederek yakınlarının hatıralarına ulaşıyor cennetin insanları ama sofralar yine kurulu, yine sonsuzluk dolu kadehlerce tatlı şarap ve Balkan çılgınlığı var akordynola, trompetin aşkında. Davettir insanlara… Gelin ve Slavya’yı görün… BAL köpüğü güzel gözleri, KAN kırmızısı yürekleri ve tanrı ateşinin dahi yakmaya gücünün yetmediği Vardar dalgalarını. Sizi gerçek aşka davetimizdir… Hem yüreğiniz yansın, hem o yürekte sevgiler toplansın…
Teoman Alili


