Abone ol



Home

Dünyanın iki farklı yerindeki gürültüyü analiz eden iki gurunun elinden, soğumadan, sıcak servis…


Kategori: Istanbul

CeBIT neye kurulur

10 Ekim, 2008 (18:35) | Istanbul | Yazan: Meriç Kara

Son bir haftadır, yeni işim, kişisel merakım ve daha bir çok şeyden dolayı günde 280 km yaparak Beylikdüzü tabir edilen ve bir süre önce “Ne ki yahu, evler ucuz, otururum orada, araba da alırım gider gelirim işe” dediğim bir garip İstanbul (?) semtine gider gelir oldum.

Öncelikle, benim bildiğim kadarıyla fuarlar “yeni ürün lansmanı” için yapılır. Ben artık bir noktadan sonra stand stand dolaşıp “Yeni ne ürününüz var” demeye başladığımı hatırlıyorum, gerisini hatırlayamıyorum zira içerdeki ses seviyesi dengemi bozdu. Fuar girişinde “İçerdeki ses düzeyi geçiçi duyma bozukluklarına yol açabilir” ifadesinin kullanılmamış olması yüzünden acaba dava açabilir miydik… Bilemedim.

Geri dönelim konumuza. CeBIT Bilişim Eurasia 2008′de nedense ben “Lansman” göremedim, Sony’yi de göremedim, Asus’u da göremedim, Sony-Ericsson zaten yoktu, Nokia da firma olarak yoktu. Turkcell, Türk Telekom ve Avea devasa boyutlarda vardı ama; Vodafone yoktu?! Bu nasıl perhiz, bu nasıl lahana turşusuydu? İşin ilginç yanı… Türk işlemci yarışması vardı ama… Standını gezen de yoktu!

Neden İstanbul’un bu kadar dışındaydı bu fuar, neden büyüklerin hiçbirisi orada değildi? Eskiden Cep Telefonu Fuarı olurdu, artık o da yoktu. Bir tane bile Mobile Internet Device yoktu, Asus Eee PC yoktu… Apple yoktu! (ki zaten aslında Apple ve Nokia gibi firmalar zaten fuarlara girmiyorlar).

Bar bar bağırıldı “CeBIT’te teknolojiyle buluşun” diye. Ama kimseyi heyecanlandıracak bir şey yoktu…

Bu dünyaya göre değilim sanırım ben, anlamıyorum neden.

New York, New York!

9 Eylül, 2008 (23:20) | Istanbul, New York | Yazan: Lisa Mona

Istanbul ve New York’un bir cok ortak noktasi vardir bunlarin en belirgini ikisi de insani yutar, kendine benzetir, acimasizdir ve gurultuludur. New york kaprisli bir tanricadir, kosulsuzca sorgulamadan kendine tapilmasini ister. Adak olarak ruhunuzu ister, vermeye direnirseniz gazaplariyla sizi yalniz birakir, mutsuz ama ne kadar mutsuz olsa da kacamaz New york tanricasinin buyusune kapilmis olumluler, muzigiyle sirenler gibi buyuler, film seridi gibi gozlerini dondurur, Brooklyn koprusunun ustunden gecerken birden bire nefessiz birakir kendine asik edene kadar cilveleriyle aklinizi basinizdan alir. Askinizi itiraf ettiginiz an onu kaybedersiniz cunku o sadece kendine asik etmeyi bilir. Sevmeyi degil, sefkat bilmez, acimak… Oyun oynar her gun asik kalbinizle, uzmek icin yapmaz ama elinden gelmez sizi sevmek, mutlu etmek ebedi New york, kim seni bu kadar uzdu? Neden bu kadar zalimsin? Neden bu kadar guzelsin? Neden beni ozgur birakmiyorsun? Neden tutsagin oldum? diye sormadan gecemez insan tabii New york’un karmasasindan bunlari dusunmeye firsati olursa New york’ta Istanbul gibi O’nu biraktigin an geri cagirmaya baslar seni bir parcani alir birakmaz.

Metrobüs

9 Eylül, 2008 (23:06) | Istanbul | Yazan: Meriç Kara

Türk insanının teknoloji ile imtihanı beni hep farklı düşüncelere boğmuştur. İstanbul Metrosu’na ilk bindiğimde, dünya’nın her yerinde metro istasyonlarının sıcak ve bunaltıcı, trenlerin serin ve ferah olduğu gerçeğini nasıl bu kadar ters (istasyon serin, metro sıcak) adapte ettiğimizi düşünmüştüm. Aradan 10 yıl geçmiş, hala tek bir çizgi üzerinde gidip geliyor olmamız da cabası. Bütün bu “toplu ulaşım” vesvesesi içinde biraz “yaklaşan yerel seçimler” biraz da “okulların açılması jokeri”ni iyi kullanmak için, belediyenin canla başla kısa bir sürede “ucuz ve hızlı ulaşım yöntemi” Metrobüsü hayata sokmuş olması, bugün beni gelmeyecek bir otobüsü saatlerce beklememle hayallerimin ötesinde bir konfora ulaşmamı sağladı. Üzüldüm, çünkü Acıbadem’deki evimin önünden, Topkapı’ya kadar tek vasıta ile gitmeme olanak tanıyan otobüsler metrobüs ile birlikte hizmetten kaldırılmıştı. Bunun yerine, İETT benden Metrobüs’e kadar farklı, ondan sonra da farklı bir otobüs kullanmamı talep ediyor. Neyse ki işim gücüm Taksim’de de farklı ulaşım alternatiflerine sahibim.

Tek anlamıyla “amele metrosu” diyebileceğim Metrobüs, gerçekten yüzyılın icadı, özellikle Avcılar’da eğitim gören İstanbul Üniversitesi öğrencileri için, oldukça hızlı, ancak binebilirseniz :D O kadar otobüsün hattı kalkınca, delicesine kalabalık, balık istifi… Yani arabası olanı bindirmek yine imkansız. Ben mesela binmem. Binene de engel olmam tabii.

İlk projesinde yolun Boğaziçi Köprüsünden de geçip karşıya, hiç trafiğe girmeden geçilebileceğini öngörülüyordu ancak, Karayolları Genel Müdürlüğü müdür nedir, izin vermemiş de bu proje “köprüye kadar gel, köprüde aktar, köprüden sonra tekrar metrobüse bin” formülü ile çözülmüş durumda, birlikte trafikte takıldığım ev arkadaşımın aklına doğrudan “teleferik yapsaymışsınız ya, sallanır ama olsun” fikri geldi ama, kim dinler ki beni.

Her neyse, Metrobüs, bugün bana tam 50 dakika kaybettirdi, sözümona 35 saniyede bir kalkan cihaz bana 50 dakika kaybettirdi. Uygulamada elbette problem olacaktır ama… of. of. neyse.